Prof. Dr. Mustafa ŞENOL
Babannemin Masalları

Bin dokuz yüz altmışlı yıllar, muhtemelen 5-6 yaşlarındayım. Uçhisar Aşağı Mahalledeki kayadan oyma evimizde kış geceleri bir başka olurdu. Kış evinde, iskembe’nin (1) etrafına oturulur, tatlık (2) kucaklara kadar iyice çekilir, gene de “önü leblebi kavurur, arkası harman savurur” durumuna engel olunamazdı. Gaz lambasının ışığında, ziyârete gelen komşularla sohbet edilir, özellikle metel (3) anlatmakta mâhir olan Şanab’ın Bekir Amca ve Memiş Evi’nin Emine Aba’nın (4) metelleri büyük bir heyecanla beklenirdi. Bekir Ağa, metelleri öyle canlı ve yaşarcasına anlatırdı ki, şimdiki sinema filmleri onların yanında yayan kalır! Hele dev metellerini anlatırken, kış evinin duvarında gaz lambasının oluşturduğu devâsâ ve hareketli gölgeler, odaya devlerin dolduğunu zannettirir, çocukların korkudan analarına sokulup iyice büzüşmesine sebep olurdu. Maalesef o masallar kayıt altına alınamadı ve unutuldu gitti. O günlerden aklımda, rahmetli babaannemin anlattığı masallardan sadece üçü kaldı; “Dev Meteli”, “Kötü Para” ve “Sırçan”. Aklımda kaldığı kadarıyla anlatmaya çalışacağım:

Kötü Para

 

Bir varmııış, bir yokmuş, Allah‘ın kulu pek çokmuş, lâkin bu masalı benden başka bilen hiç kimse yokmuuuş!
Evvel zamân içinde, kalbur samân içinde, cinler cirit oynarken eski hamâm içinde! Develer dellal1 iken, pireler berber iken, ben babamın beşşiğini tıngııır mıngır sallar iken! Babam düştü beşşikten, annem düştü eşşikten. Onlar ermiş murâdınaaa, biz gelelim masalımızaaa!
Çook eski zamanlarda, bir memlekette çook fakir bir karı-koca yaşarmış. Bu karı-kocanın tam 39 tâne de çocukları varmış. Bir tâne daha olmuş, kırk! Adını “Kötü Para” koymuşlar.
Gel zaman git zaman, çocuklara yedirecek hiç yiyecekleri, giydirecek hiç giyecekleri kalmamış! Tek göz odada yatıyorlar, ertesi günü nasıl atlatacaklarını kara kara düşünüyorlarmış. Anneyle baba, çocukların uyuduğunu düşünerek, fısıltı halinde aralarında konuşmaya başlamışlar, ama Kötü Para uyumuyormuş:
- Hanıım, hanım! Ne olacak bu çocukların hâli! Gözümüzün önünde açlıktan ölüp gidecekler. Karısı:
- Yârın, ‘alıç toplamaya gidelim’ diyerek çocukları uzak bir dağ başına götür. Oraya azdır2 gel, ya başlarının çâresine bakarlar, ya da kurda kuşa yem olurlar, hiç olmazsa gözümüz görmez! demiş.
Anne ve babası uyuyunca, Kötü Para usulca kalkmış, evden çıkmış, pantulunun3 ceplerine küçük beyaz çakıl taşları doldurmuş.
Ertesi sabah, anneleri ellerine birer bez kese vermiş ve:
- Evlatlarım, evimizde yiyecek bir şey kalmadı, babanızla berâber dağdan alıç toplayın gelin de karnımızı doyuralım! demiş.
Babaları önde, çocuklar arkada, gitmişler, gitmişler, gitmişler, çook uzaklarda bir dağ başına varmışlar. Babaları çocukları alıç ağaçlarının bol olduğu bir yere götürmüş:
- Siz burada hem alıç toplayın, hem de yiyin! Ben de aşağıdaki derede ağaç keseyim, evimizde yakarız, işim bitince gelir sizi alırım! demiş.
Çocuklar başlamış alıç toplamaya, lâkin anneleri keselerin dibini delik bıraktığı için, çocuklar toplamış, alıçlar dökülmüş, çocuklar toplamış, alıçlar dökülmüş, keseleri bir türlü dolmamış!
O sırada aşağıdaki dereden de ‘taak’, ‘taak’, ‘taak’ diye sesler geliyor, çocuklar babalarının odun kestiğini sanıyorlarmış. Gel zaman git zaman, gün akşama dönmüş, hava kararmaya başlamış, ne gelen var ne giden!
Kötü Para ve kardeşleri, babalarını bulmak üzere tak tak seslerinin geldiği yere doğru gitmişler ki ne görsünler! Babaları, kuru bir kavak ağacının tepesine kuru bir kabak bağlamış, rüzgar estikçe tak tak sesini o çıkarıyor! Babalarının kendilerini azdırdığını anlayıp başlamışlar ağlaşmaya:
- Tak tak eden kabacıık, bizi azdıran babacıık!
- Tak tak eden kabacıık, bizi azdıran babacıık!
Kötü Para:
- Ağlamayın kardeşlerim, ben sizi evimize geri götürürüm! demiş ve sabah gelirken yollara işâret olarak bıraktığı çakıl taşlarını tâkip ede ede, vakit gece yarısını geçtikten sonra evlerine varmışlar.
Zâten yaptıkları işten çoktan pişmân olmuş olan anne ve babaları, çocuklarını karşılarında görünce çok sevinmişler, öpüşmüşler, koklaşmışlar.
Gel zaman git zaman, bir süre sonra fakirlik tekrar canlarına tak demiş. Bir gece karı-koca, ertesi gün çocukları öncekinden daha uzak bir yere azdırmak üzere sözleşmişler. Konuşmalarını duyan Kötü Para, onlar uyuduktan sonra, taş toplamak üzere dışarı çıkmak istemiş, lâkin annesi bu sefer kapıyı kilitlemiş.
Sabah, anneleri ellerine kuru birer ekmek parçası ve dibi delik torbaları vermiş ve:
- Hadi evlatlarım, babanız sizi alıç toplamaya götürecek, bolca alıç toplayıp getirin de karnımızı doyuralım! demiş.
Babaları önde, çocuklar arkada yola revân olmuşlar. Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler, geçen seferkinden daha uzak bir dağ başına varmışlar. Babaları:
- Siz burada alıç toplayın! Ben de aşağıdaki derede odun keseyim, işim bitince gelir sizi alırım! demiş.
Çocuklar başlamış alıç toplamaya! Çocuklar toplamış, alıçlar dökülmüş, çocuklar toplamış, alıçlar dökülmüş, dibi delik keseler bir türlü dolmamış!
O sırada aşağıdan ‘taak’, ‘taak’ sesleri gelmeye devâm ediyormuş! Hava kararmış, gün akşam olmuş, babalarından ses sedâ yok!
Çocuklar, babalarını bulmak üzere seslerin geldiği yere varmışlar ki ne varsınlar! Babaları, aynen geçen seferki gibi, kuru bir kavağın tepesine kuru bir kabak bağlamış, kavak sallandıkça tak tak sesini o çıkarıyor! Babalarının kendilerini gene azdırdığını anlayıp başlamışlar ağlaşmaya:
- Tak tak eden kabacıık, bizi azdıran babacıık!
- Tak tak eden kabacıık, bizi azdıran babacıık!
Kötü Para:
- Ağlamayın kardeşlerim, ben sizi evimize götürürüm! demiş. Meğer, sabah hissesine düşen kuru ekmeği yememiş ve küçük parçalara bölerek yol kenarlarına bırakmışmış. Onları tâkip ederek evlerini gene bulacağını sanmış, lâkin ekmek parçalarını kuşların yiyeceğini nereden bilsin!
Kardeşleri yeniden ağlaşmaya başlamış. Kötü Para, yüksekçe bir ağacın tepesine tırmanmış ve etrâfı dikkatle kolaçan etmiş. Çook uzaklarda zayıf bir ışık görmüş. Kardeşleriyle birlikte ışığı gördükleri tarafa doğru yürümeye başlamışlar. Gitmişler, gitmişler, gitmişler, sonunda ormanın içinde büyükçe bir eve varmışlar. Meğer bu ev, bir devin evi imiş, ama çocuklar nereden bilsin!
Kapıyı çalmışlar, içeriden iri yarı bir kadın çıkmış. Bir sürü çocuğu karşısında gören dev anası çok sevinmiş ve içinden:
- Körün aradığı bir göz, Allah verdi kırk göz. Bunları önce bir güzel semirteyim, sonra da çıtır çıtır yerim, demiş.
- Ooo çocuklar, hayrola! Gecenin bu vaktinde ormanda ne işiniz var?
Kötü Para:
- Sorma anacığım, babamız bizi dağ başına azdırdı, yolumuzu bulamadık, ışığı gördük buraya geldik! demiş.
- Geçin içeri yavrularım, korkmuşsunuz, yorulmuşsunuz, acıkmışsınız, susamışsınız! Bir güzel dinlenin, ısının, karnınızı doyuralım, yârın evinize gidersiniz.
İçeri girmişler, dev anası çocukların elini yüzünü yıkamış, bolca tarhana çorbası yapmış, karınlarını doyurmuş. Büyükçe bir odaya almış, hepsine ayrı ayrı yataklar sermiş, üstlerini örtmüş, iyi geceler dileyip kapıyı örtmüş.
Gece yarısını biraz geçince, kapıyı yavaşça aralamış ve kısık bir sesle:
- Kim uyur, kim uyanıık? diye sormuş. Çocuklar:
- Hepimiz uyuruz, Kötü Para uyanık, demişler.
- Lan oğlum, niye uyumazsın?
- Anamız evinde iken, anamız altın tüylü buzağıyı keser, kavurma yapar, bize yedirirdi de öyle uyurduk!
Dev anası hemen ahıra koşmuş, devin altın tüylü buzağısını kesmiş, yüzmüş, doğramış, kavurmuş, çocukların önüne koymuş. Çocuklar kavurmayı âfiyetle yemişler. Dev anası:
- Hadi yatın uyuyun, birazdan gelip bakacağım! demiş.
Bir saat kadar sonra kapıyı hafifçe kıyalamış ve:
- Kim uyur, kim uyanıık? diye sormuş. Çocuklar:
- Hepimiz uyuruz, Kötü Para uyanık, demişler.
- Lan Kötü Para, niye uyumazsın?
- Anamız evinde iken, anamız altın yumurtlayan kazı keser, kızartır, bize yedirirdi de öyle uyurduk!
Dev anası hemen kümese koşmuş, devin altın yumurtlayan kazını kesmiş, tüylerini yolmuş, kızartmış, çocukların önüne koymuş. Çocuklar kızartmayı âfiyetle yemişler. Dev anası:
- Hadi yatın uyuyun, birazdan gelip bakacağım! demiş.
Bir süre sonra kapıyı hafifçe açmış ve:
- Kim uyur, kim uyanıık? diye sormuş. Çocuklar:
- Hepimiz uyuruz, Kötü Para uyanık, demişler.
- Lan deli oğlan, niye uyumazsın?
- Anamız evinde iken, anamız Kızılırmak’tan gözer4le su getirirdi, bize içirirdi de öyle uyurduk!
Dev anası hemen bir gözer kapıp Kızılırmağ’a koşmuş. Gözeri ırmağa daldırmış, dolmamış, daldırmış, dolmamış! Gözerin deliklerini yapraklarla tıkamaya çalışmış, olmamış!
Bu arada Kötü Para kardeşlerini kaldırmış ve:
- Çabuk buradan kaçalım, bu kadın dev anası, hepimizi yiyecek! demiş.
Çocuklar koşarak oradan uzaklaşırken, gözeri bir türlü dolduramayan dev anası sonunda usanmış, iyice kızmış ve:
- Gideyim şunları yiyeyim! diyerek hızla ve hırsla eve dönmüş. Dönmüş ki ne görsün! Çocuklar kaçmış! Evin içinde kızgınlıkla dört dönerken, ormandaki gece avını bitiren kocası da eve dönmüş, etrafı kokladıktan sonra:
- Hanıım, evde âdemoğlu eti kokuyor! demiş.
- Dişinin kovuğunda dünden insan eti kalmıştır. Bir gamga4 al, dişinin dibine hak5!
Dev, odunluktan bir gamga almış, dişinin dibine hakmış, iki insan budu çıkmış, onları yemiş ve uyumuş.
Gece boyunca yürüyen Kötü Para ve kardeşleri, sabaha karşı bir şehre varmışlar ve rastladıkları ilk hana kendilerini zor atmışlar. Hancı iyi kalpli bir adammış, çocukların karnını doyurmuş, yatacak yer göstermiş.
Ertesi gün, Kötü Para bir iş bulmak umûduyla çarşıya çıkmış. Çalmadığı kapı kalmamış ama nâfile! Umûdunu iyice yitirip hana dönmek üzere iken bir dellal yüksek sesle bağırmaya başlamış:
- Ey ahâliii, duyduk duymadık demeyiiin! Kiim, devin altın işlemeli yorganını getirirsee, pâdişahımız ona bir heybe dolusu altın verecektiir!
Kötü Para hemen pâdişahın huzûruna çıkmış ve:
- Pâdişahım, ben size altın işlemeli yorganı getiririm, yalnız bana ucuna kanca takılmış uzun bir ip verin! demiş. Pâdişahın adamları hemen kancalı bir ip hazırlamışlar ve Kötü Para’ya vermişler.
Kötü Para, elinde kancalı iple, gece yarısı devin evinin damına çıkmış. Bacadan içeri bakmış ki devle karısı kavga ediyorlar. Dev, karısına:
- Senin aç gözlülüğün ve hırsın yüzünden, altın tüylü buzağı gitti! Altın yumurtlayan kaz gitti! Kırk tane körpe çocuk gitti! diye söyleniyormuş. Karısı da:
- Senin sinirlerin tepende. Haydi yatalım, yârın daha sâkin kafayla bu işin bir çâresine bakarız, demiş.
Devler ışığı söndürüp yattıktan sonra, Kötü Para ipi bacadan içeri sallamış, kancayı yorganın bir köşesine takmış ve hafifçe çekmiş. Dev:
- Çekme yorganı! diye homurdanmış. Karısı da:
- Sen çekme! diye söylenmiş.
Kötü Para, yorganı biraz daha çekmiş, devler:
- Sen çektin! yok sen çektin! diye kavgaya başlayınca, yorganı çektiği gibi dooğru pâdişahın huzûruna! Pâdişah, Kötü Para’ya âferin dedikten sonra, hemen bir heybe dolusu altın vermiş.
Altını alan Kötü Para, sevinçle kardeşlerinin yanına koşmuş. Kendisine biraz altın ayırdıktan sonra, heybeyi onlara vermiş ve memleketlerine yollamış.
Gel zaman git zaman, aradan bir süre geçince dellalın sadâsı tekrar sokakları çınlatmış!
- Ey ahâliii, duyduk duymadık demeyiiin! Kiim, devin kanatlı atını getirirsee, pâdişahımız ona iki heybe dolusu altın verecektiir!
Kötü Para hemen pâdişahın huzûruna çıkmış ve:
- Pâdişahım, ben size devin kanatlı atını getiririm, yalnız bana biraz keçe lâzım! demiş. Pâdişahın adamları hemen birkaç parça keçe hazırlamışlar ve Kötü Para’ya vermişler.
Kötü Para, akşamın körsen7 vaktinde yavaşça devin ahırına girmiş ve bir takaya8 saklanmış. Kanatlı at, ahıra yabancı birisi girince kişnermiş, Kötü Para girince de hemen üç defâ kişnemiş. Dev gelmiş, etrâfı kolaçan edip kimseyi göremeyince atına kızmış:
- Altın tüylü buzağı gitti! Altın yumurtlayan kaz gitti! Kırk tâne körpe çocuk gitti! Altın işlemeli yorgan gitti! Yerli yersiz kişneyip bir de sen canımı sıkma! deyip sırtına bir şaplak vurmuş. Haksız yere şaplağı yiyen kanatlı at küsmüş ve bir daha kişnememiş. Ortalık iyice sâkinleşince Kötü Para takadan inmiş, atın ayaklarına keçe sarmış, yavaşça ahırdan çıkarmış, biraz uzaklaşınca, ata bindiği gibi dooğru pâdişahın huzûruna! Pâdişah, Kötü Para’ya iki defâ âferin dedikten sonra, hemen iki heybe dolusu altın vermiş. Kötü Para, bu altınları da memleketine göndermiş.
Masal bu ya, bir zaman sonra dellalın sesi tekrar sokakları inletmiş!
- Ey ahâliii, duyduk duymadık demeyiiin! Kiim, devin karısını getirirsee, pâdişahımız ona üç heybe dolusu altın verecektiir!
Kötü Para hemen pâdişahın huzûruna çıkmış ve:
- Pâdişahım, ben size devin karısını getiririm, yalnız bana demirden yapılmış ve içi incik-boncukla doldurulmuş bir çerçi9 arabası lâzım! demiş. Pâdişahın adamları hemen Kötü Para’nın istediği gibi bir araba hazırlamışlar, içini de incik-boncukla doldurmuşlar.
Gösterişli bir atı arabaya koşan Kötü Para, tebdîl-i kıyâfet10 devin evinin etrâfında dolaşmaya ve yüksek sesle bağırmaya başlamış:
- Çerçi geldi çerçiii! İncilerim vaaar! Boncuklarım vaaar. Bileziklerim vaaar! Kolyelerim vaaar! Daha neler var neleeer! Gelin hanımlar geliiin! Görün hanımlar görüüün!
Kötü Para’nın ortalığı velveleye vermesi işe yaramış ve devin karısı pencerede görünmüş:
- Çerçiii, bana uygun nelerin var, getir de bir bakayım! demiş. Kötü Para:
- Hanım Abla, çok çeşidim var, hepsini oraya getiremem, aşağı gel de arabadaki bütün çeşitleri kendin gör! demiş.
Dev anası, çeşit beğenmek için arabaya girince, Kötü Para, kapıyı kapatıp vurmuş üstüne kilidi, sürmüş dooğru pâdişahın yanına! Pâdişah, Kötü Para’ya üç defâ âferin dedikten sonra, hemen üç heybe dolusu altın vermiş. Kötü Para, bu altınları da memleketine göndermiş.
Aradan bir zaman daha geçmiş, dellal gene sokakları dolanmaya başlamış:
- Ey ahâliii, duyduk duymadık demeyiiin! Kiim, devin kendisini getirirsee, pâdişahımız ona dört heybe dolusu altın verecektiir!
Kötü Para hemen pâdişahın huzûruna çıkmış ve:
- Pâdişahım, ben size devi getiririm, yalnız bana demirden yapılmış ve içi envâi çeşit etlerle doldurulmuş bir araba lâzım! demiş. Pâdişahın adamları hemen Kötü Para’nın istediği şekilde kafes gibi bir araba hazırlamışlar, içini de çeşit çeşit etlerle doldurmuşlar.
Kötü Para, gene tebdil kıyâfet vaziyette, devin evinin etrâfında dolaşmaya ve yüksek sesle bağırmaya başlamış:
- Kasap geldi kasaap! Dana etiii! Kuzu etiii! Ceylan etiii! Keklik etiii! Bıldırcın etiii! Daha neler var neleeer! Buyurun hanımlaaar! Buyurun beyleeer!
Kötü Para’nın şamatasına sinirlenen dev pencereye çıkmış:
- Kasap mısın masap mısın? Sabah sabah evimin önünde ne bas bas bağırıyorsun! demiş.
- Hayırlı günler bey âbicim! Tam ağzınıza lâyık etlerim var! Aşağı buyurun da çeşitlerimi bir görün!
Dev, ağzına lâyık bir et beğenmek için arabaya girince, Kötü Para, kapıyı kapatıp vurmuş kilidi, sürmüş pâdişahın yanına! Pâdişah, Kötü Para’ya dört defâ âferin dedikten sonra, hemen dört heybe dolusu altın vermiş. Öncekilerde olduğu gibi, Kötü Para bu altınları da anne-babasına göndermiş.
Pâdişah devle karısını bir mahzene hapsetmiş ve bir hafta kadar aç-susuz bırakmış!  Sonra dellal ilânâta başlamış!
- Ey ahâliii, duyduk duymadık demeyiiin! Yârıın, devler serbest bırakılacaktıır! Herkeees, çoluğuna çocuğuna,  çanağına çömleğine sâhip olsuun! Duyduk duymadık demeyiiin!
Ertesi gün devler salıverilmiş! Açlıktan deliye dönen devler, sokakta buldukları bir iki kedi-köpeği yemişler ama bunlar dişlerinin kovuğunu bile doldurmamış! Bir de bakmışlar ki ne görsünler! Kötü Para yüksek bir ağacın tepesinde! Hemen ağacı şiddetle sallamaya başlamışlar. Kötü Para:
- Aman dev ana, aman dev baba! Açın ağzınızı da yere düşmeyeyim, toz toprak olmayayım, temiz temiz yeyin beni! demiş.
Devler ağızlarını kocaman açmışlar. Kötü Para, sağ elindeki değirmen taşını devin, sol elindeki değirmen taşını da karısının ağzına bırakmış! Devler o dâkka Cehennemi boylamışlar!
Memleketine dönen Kötü Para, anne-babası ve kardeşleri ile mutlu-mesut bir hayat yaşamııış! Gökten üç elma düşmüş! Birisi Kötü Para’nın, birisi bu masalı anlatanın, birisi de dinleyenlerin başına!
29.01.2014

 

 

                                                                                                    
1Dellal (tellal): Eskiden, önemli konuları yüksek sesle halka duyuran kişi.
2Azdırmak: Bırakmak, terk etmek.
3Pantul: Pantolon.
4Gözer: Seyrek gözlü kalbur.
5Gamga: İri kıymık.
6Hakmak: İtmek.
7Körsen: Alaca karanlık.
8Taka: Ahırda, hayvanların yem yemesi için duvarda yapılan oyuk.
9Çerçi: Eskiden, köy köy dolaşarak satış yapan seyyar satıcı.
10Tebdîl-i kıyâfet: Kılık değiştirmek.